|
|
İstanbul da yaşayan
travesti Mehtap, ve diğer travesti
bireylerin, Yaşantıları ele alınıyor. İstanbul
dan travesti hayatlar.!
Ayşe
armanın travesti mehtap ile yaptığı o meşhur
röportaj..

Ayşe Arman bu kez de
'Ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, neler
hissediyorlar' diye merak ettiği
travestilerle üç gün üç gece geçirdi. KAYNAK
-http://www.ensonhaber.com
Alenen korkuyorum, kalbim küt küt atıyor
Gecenin bir yarısı. Bomonti'de ıssız bir
sokak. İnce uzun bir apartman. İçeri dalıyorum,
o daracık merdivenleri tırmanırken nefes nefese
kalıyorum. Çık çık bitmiyor. (Kirası ucuz diye,)
travestiler asansörsüz binalarda oturuyorlar
( kirası ucuz diye değil ev bulmakta
zorlandıkları içindir. travesti oldukları için
zaten bir kere yüksek miktarda kira ödüyorlar.
ev sahipleri travesti olduklarını görünce, işine
geliyor 3 ise 5 yapıyor kirayı. elin
mahkum tutacaksın. bu ev olayı bilgi
yanlış verilmiş insanlara. site Admini bu
bilgiyi açıklığa kavuşturuyor.) Zili
çalıyorum. Daha zili çalarken kaçıp gitmek
istiyorum, heyecandan ölüyorum... Yalan! Ben
alenen korkuyorum, kalbim küt küt atıyor. Çünkü
neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Ama işte
korkunun ecele faydası yok. Kapı açılıyor. Ve
karşımda Mehtap.
AYŞE MİSİN? GEL İÇERİ
Oh my god! Bu da ne! Ben nerdeyim? Bu kim? Bu
nasıl uzun bacaklar! Mini etekle ne kadar şahane
görünüyor. Beni şöyle bir baştan aşağı süzüyor,
"Ayşe misin?" başımla evet işareti yapıyorum,
"Gel içeri" diyor. Ve ben Mehtap'ın açtığı
kapıdan travestilerin dünyasına dalıyorum
BİR BEDENDE İKİ CİNSİYET..
BENDEN GENÇ BENDEN GÜZEL..
Benden genç. Benden daha güzel, daha seksi ve
daha komik. O, yüzde yüz bir Almodovar kadını.
Palavra sıkmanın manası yok, bu diziyi yapmaya
karar verdiğimde, toplum tarafında dışlanmış bir
kesimin çektiği acıları yansıtmak, yaşadıkları
zorluklara ayna tutmak gibi ulvi bir amacım
yoktu. Her şeyin tek bir sebebi var:
Merak.
Yeni şeyler öğrenirken heyecanlanmak.
Allah'tan gazetecilik bana farklı dünyaları
tanıma fırsatı veriyor. Oldum olası, bedeninde
hem bir erkeği, hem kadını barındıran bu
kadınları merak ettim. Tedirginliğim hâlâ devam
ediyor.
Mehtap'ın evi, İzzet Çapa'nın kulüplerine
benziyor, alengirli ve şık duvar kağıtları,
enteresan bir lamba, siyah bir geniş bir koltuk.
Mehtap, İstanbullu ve eğitimli.
Ona bir travesti dosyası yapmak istediğimi
anlatıyorum, o ve arkadaşlarıyla mümkünse üç gün
üç gece geçirmek istediğimi söylüyorum. Ajda
Pekkan da böyle olmuştu, Mehtap'tan gözlerimi
alamıyorum, görüntüsünde bir erkeklik izi
arıyorum, küçücük de olsa, bulamıyorum; yok.
Baştan aşağı kadın. Güzel, cazibeli, seksi,
havalı, incecik bir kadın. Suratına bakınca, "Bu
aslında erkek!" diyebileceğiniz biri değil yani.
"Ama ameliyatlı değilsin di mi?" diye soruyorum.
"Hayır şekerim, yerinde" diyor, "Gerektiğinde
kullanıyorum!" Sesi erkek gibi
değil, ama kadın gibi de değil. Fakat müthiş
esprili ve zeki. Cart diye lafı yapıştırıyor.
O sırada eve Gülay geliyor, o da travesti.
Tiyatrocu. Sonra alt komşusu Pınar. Çay içiyoruz
birlikte. Oysa insan zannediyor ki bu arkadaşlar
hiç durmadan içerler, alakası yok... Evleri de
mis gibi. Şık, tertipli, düzenli. Kadın eli
değmiş yani. Bana uzuuun uzuuun dünyalarını
anlatıyorlar.
A & P
Mehtap seks işçisi ama müşterilerini seçme
lüksüne sahip. Havalı bir internet sitesi var. A
ve P yazıyor. Ben de salak olduğum için
anlamıyorum, hem aktif hem pasif anlamına
geliyormuş.
Birazdan sohbet başlıyor, Mehtap
müşterilerini anlatıyor. Çiftler de geliyormuş,
erkekler de, lezbiyenler de, mazoşistler de...
"Nasıl yani?" oluyorum. İçeriden bir kemer
getiriyor, "Bununla vurmamı isteyenler oluyor"
diyor, "Bir böyle bir grup var. Sonra eve
girdiği anda mazoşist olduğunu anladığım ve
direkt, "Yer kovasını ve fırçayı al,
tuvaleti temizlemeye başla"
dediğim grup. Onların seks filan
istediği yok. Bir kadın emir versin, onu bunu
yap desin, azarlarsın, bayılıyorlar, sonra
ayaklarımı ovduruyorum. Grup seks
için gelenler de var, lezbiyenler de var.
Anlayacağın, her tür müşterim var..."
Kendi korkularımı rahatlamaya yönelik bir
soru soruyorum.
"Peki tehlikeli değil mi?"
"Tabii ki tehlikeli" diyor "Ama hayatımı
kazanabilmek için yapabileceğim başka bir şey
yok. Tuhaf bir içgüdü geliştiriyorsun, bir iç
sesin oluyor, o seni tehlikeden koruyabildiği
kadar koruyor. Zil çalınca aşağıya bakıyorum ve
gelenin, yukarıdan röntgenini çekmeye
çalışıyorum. Ama şöyle de bir şey var, gelenler
benden daha heyecanlı oluyor, kediler gibi önce
karşılıklı korkuyoruz, sonra o korkuyu aşıyoruz.
Yeni insanlar tanımak zevkli oluyor, ama bazen
de öyle zamanlar geliyor ki, bu işin çekilecek
yanı kalmıyor. Yurtdışından da müşterilerim
var."
ADAMIN FANTEZİSİ BU: İKİSİ BİR ARADA
Bir an afallıyorum, "İyisin,
hoşsun ama çok güzel Rus kızları var, sen de
netice de kadın değilsin, bir erkek seni neden
tercih eder?" diyorum.
"Ooooo sen çok safsın!" diyor.
"Adamın fantezisi bu. İkisi bir arada. Bir
bedende her şeyi istiyor!"
Bana o gece, orada, bir sürü şey
anlatıyorlar. Bütün hayat hikayelerini. Birlikte
üzülüyoruz, gülüyoruz, bir sürü şeyden
konuşuyoruz. Ve sonra ben ayrılıyorum...
MANİKÜR PEDİKÜR YAPTIRIYORUZ
Şimdi sıra bende. Ben onları davet ediyorum.
"Ama ben evli barklı bir kadınım,
sizi öğleden sonra çayına bekliyorum, gece
olmaz" diyorum. Ve onlara bir
sürprizim var, Mehtap'la Gülay'a.
Mahalle berberine telefon açıyorum, "Evde üç
kadın olacağız, manikür ve pedikür yaptırmak
istiyoruz, mümkün mü? Ha bir de fön
çektireceğiz" diyorum. "Tamamdır, arkadaşları
birkaç saate göndeririz" diyorlar. Mehtap ve
Gülay geldiğinde, evde bin yıldır evimizin her
şeyi olan Leman da var. Leman hayatında ilk defa
travesti görüyor ve ne yalan söyleyim, önce hiç
hoşlanmıyor, pek temkinli, onlar ne yese içse
bakıyorum bulaşık makinesine sokuveriyor,
yetmiyor çamaşır suyuyla yıkıyor. "Ne ayıp
yaptığın!" diyorum. Yavaş yavaş o da alışıyor.
Evin içinde üç kadın inanılmaz güzel vakit
geçiriyoruz. Emre de fotoğraf çekiyor.
Mehtap o kadar hoş, o kadar çekici ki, yazık
Emre de beni korumaya çalışıyor,
"Sen de üzerine hoş bir şeyler giysene, şöyle
öne gelsene" diyor. Mehtap'la
elbiselerimi paylaşıyorum, benim kıyafetlerim
ona daha çok yakışıyor, giyinirken poposu
görünüyor, üzerinde ince bir g-string var,
"Ne kadar güzel popon var, bacaklarında
da hiç selülit yok!" diyorum.
"Dalga mı geçiyorsun, tabii ki olmaz,
ben erkeğim!" diyor. Fakat
memelerini uzun saçlarıyla utangaç bir şekilde
kapatıyor.
Ayna karşısında hep birlikte makyaj
yapıyoruz. Leman'ın böreklerini yiyoruz,
kanepeye yayılıp sohbet ediyoruz. Yavaş yavaş
yaşadıkları zorlukları öğreniyorum. En komiği
de, manikür pedikür aşamasında yaşanıyor.
Gelenler şok yaşıyor. Biz gülüyoruz. Ben
Mehtap'ın ayaklarına takıyorum,
"Büyükmüş, güzel değilmiş!"
diyorum, bozuluyor, "Sen kendi
ellerine bak" diyor, "Manav eli gibi!"
Yine gülüyoruz.
Evde şık şık giyindikten sonra kendimizi
Nişantaşı sokaklarına vuruyoruz. O macerayı da
yarın anlatırım artık...
BU TOPLUMDA SOKAK KÖPEKLERİ KADAR DEĞERİMİZ YOK
KADIN KAPISI SOSYAL DANIŞMANI VE
İSTANBUL LGBTT YÖNETİM KURULU BAŞKANI ŞEVVAL
KILIÇ
Şevval, acayip cevval bir trans kadın.
Okuyan, takip eden, dünyayı izleyen, bilgili ve
esprili. Buna nasıl ironiyse, hepsinin ortak
özelliği neşeli ve alaycı olmaları. "Mutluluk
piliyle doğmuşum ben" diyor Şevval Kılıç,
"Başıma ne gelirse gelsin, her sabah mutlu
uyanıyorum" diyor. O, inkar etse de, bence yeni
deyimle 'trans kadın' ve erkeklerin sözcüsü
gibi...
* Terminolojiyi bilmediğim için
soruyorum. Sizleri nasıl tanımlamalıyım?
Artık "Trans" diyoruz. Genel adımız bu.
Transeksüel ya da travesti yerine, "Trans
kadın", "Trans erkek", "Trans birey." Geçen
kasım ayında trans aktivistlerin katıldığı bir
toplantıda biz de tartıştık ve bu konuda bir
deklarasyon, manifesto yayınladık.
* Mesela siz transeksüelsiniz, cinsiyet
değiştirdiniz...
Yok işte öyle değil. Ben hep kadındım. Cinsiyet
değiştirmedim. Sadece pipili doğmuş bir kız
çocuğuydum. Gerekli operasyonu oldum ve
kurtuldum.
* Anladım...
Ama yüzündeki ifade anlamış gibi durmuyor! Sen
tek değilsin, cinsiyet değişimi tüm dünyada
tartışılan kavramlardan biri. Biz de bu
kavramları yeni yeni öğreniyoruz. Rahat rahat
merak ettiğin ne varsa sor...
* Tamam o zaman başlıyorum. Doğrusu
transvesti mi travesti mi?
"Transvesti." Karşı cinsin kıyafetlerine özenen
kişi manasında kullanılıyor. Kadın kılığına
girip dolaşıyor. Ama bu sadece bir oyun, cinsel
kimliğe öykünme filan yok. Dünyadaki anlamı bu.
Bizde anlam kayması olmuş. Biz burada, ameliyat
olmamış translara "Travesti" diyoruz. Oysa
Türkiye'deki travesti nüfusunun neredeyse
tamamı, hormon almış, göğüslerini yaptırmış,
yani istemediği zaman erkek, istediği zaman
kadın görünüme geçebilme şansları yok. 7X24
kadın görünümünde yaşıyorlar. İngilizce'de 'Pre-Op
Transexual' ya da 'Post-Op Transexual' gibi
ayrımlar var. "Operasyon öncesi transeksüeller"
ve "Operasyon sonrası transeksüeller" gibi.
Bizde henüz bu yok...
* Ameliyat olmuş trans kadınlar, olmamış
pipili kızları ciddiye almaz mı?
15-20 yıl evvel böyle bir hiyerarşi vardı,
şimdilerde pek kalmadı. Çünkü bu da bir
ayrımcılık, bir tür organ hiyerarşisi yani. Ama
evet, ameliyatlılar kendilerini biraz daha
havalı hisseder.
* Neden?
Çünkü ameliyatlıysan, muhtemelen kendine başka
bir hayat kurmuşsun demektir. Seks işçisi
değilsindir...
* Yine neden diye soracağım...
Sor, sor. Ameliyatlıysan, 'sex business' için
artık ölüsün! Tabii 19'luk Ukraynalılarla baş
edebilecek kadar güzel değilsen! Seks işinde,
penisli arkadaşlar rağbet görüyor. Tüm dünyada
öyle. İki cinsiyet aynı bedende çünkü, cazip
geliyor. O yüzden seks işçiliği yapmak
zorundaysan, ameliyat olmamak daha avantajlı.
GÜNDÜZ TEKMELERLER GECE KOYUNLARINDA
SEVERLER
* Peki siz, hepiniz aslında eşcinsel
misiniz?
Hayıııır Ayşeeee! Elmalar ve armutlar! Eşcinsel,
kendi cinsiyetinden hoşlanan. Oysa
transeksüellerin, travestilerin ya da yeni
deyimiyle, 'trans'ların partnerleri de erkek.
Daha da kafanı karıştırayım, ben mesela kendime,
"Heteroseksüel trans kadın" diyorum.
* Dağıldım gitti. O da nereden çıktı
şimdi?
"Cinsellik akışkandır, değişkendir, dönüşkendir"
gibi teoriler türedi. Judith Butler 'Queer
theory'i attı ortaya. Kimsenin yüzde 100
heteroseksüel olamayacağı gibi, kimsenin yüzde
100 homoseksüel de olamayacağını anlatan bir
kuramdan söz ediyor. Yani hiç kimseyi, "Odur,
budur, şudur" diye etiketlememek gerekiyor.
Bugün busundur, yarın başka bir şey olabilirsin.
* Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede gay'ler
ve lezbiyenler ayrımcılığa uğruyor, peki trans
bireyler...
Kat kat fazla. Çünkü gay'ler ve lezbiyenler
görünmezler, gizliler. O yüzden de topluma
entegre olmaları, iş bulmaları daha kolay.
Bakınca, "Bu bir gay!" demiyorsun. Ama trans
bireyleri, gördüğünde hemen anlarsın. Türkiye'de
transların uğradığı ayrımcılık ve maruz
kaldıkları nefret suçları had safhada, her gün
leblebi yer gibi öldürülüyorlar. Biz buna, "Cinskırım"
diyoruz, soykırım gibi. Bu toplumda sokak köpeği
kadar değerimiz yok.
* Oooo bu çok ağır bir şey...
Evet, ama gerçek. Trans bireyler, bu toplumda
izole edilmiş durumdalar, tecritler. Kimse
onlara iş vermek, ev vermek istemiyor. İnsanlar
korkuyor, uzaklaşıyor, aralarına almıyor. E ne
yapsınlar? Aç kalacak halleri yok, yüzde 99'u
seks işçisi olarak çalışıyor. Bunu tercih
ettikleri için değil. Onlara dayatılan bu. Başka
çareleri yok.
* İki yüzlülük yok mu bu işin içinde?
Hem de nasıl. Şu laf hep vardır: "Gündüz
bizi tekmelerler, gece koyunlarına alıp
severler!" Bu deyişi oryantalist
buluyorum ama tabii ki gerçeklik payı var.
* İkiyüzlülüğün boyutu bu kadar mı?
Olur mu? Bir de bitmez tükenmez aktif-pasif
meselesi var. İki erkeğin cinsel ilişkisinde,
bir tarafın 'yapan', bir tarafın 'yapılan'
olması. Bugün bir trans öldürüldüğünde, katilin
öyle bir şey olsun olmasın, "Bana ters ilişki
teklif etti" deyip, bilmem kaç yıllık cezayı
bilmem kaç yıla indirmesiyle son buluyor. Diğer
potansiyel katiller de ellerini ovuşturuyor
çünkü onlar için bu durum cinayet işleme hakkına
dönüşüyor.
* Orada nasıl bir psikoloji söz konusu?
Katil, kendi cinsinden biriyle yattığı için
kendisinden nefret ediyor da o yüzden mi
agresifleşiyor...
Psikolog değilim ama beraber çalıştığımız
doktorlardan şöyle bir şey öğrendik: 'Post
ejakülasyon sendrom' diye bir şey var.
Boşaldıktan sonra erkeğin, partnerinden
uzaklaşma arzusu. Erkekten erkeğe değişiyor ama
biz, cinayetlerin büyük çoğunluğunun bu dönemde
işlendiğine inanıyoruz. Cinsel ilişki bittikten
sonra partnerine karşı bir soğuma yaşıyor.
Çeşitli sebeplerden dolayı uzaklaşamamışsa da,
bu bir saldırganlık patlamasına yol açabiliyor.
* Bu tür cinayetlerde katilin üzerine ne
kadar gidiliyor? Yoksa "N'olacak travesti işte"
mi deniliyor...
Davanın ne yöne gideceği tamamen hakimin
inisiyatifinde. Bazı hakimler, "Bana ters ilişki
teklif etti"yi "Vayyyy büyük iğrençlik!" diye
algılarken, Bursa'da müdahil olduğumuz bir
davada şahane bir hakim vardı ve bu numarayı
yemedi. "Sen de" dedi katile, "Ters ilişki
teklif ettiğinde 'Hayır' deseydin!" "Önümü
kesti" dedi. "Niye eve bıçakla gittin?" dedi.
"Travestiler tehlikelidir o yüzden" dedi. "Peki
bu kadar tehlikeliyse niye yedi seferdir
gidiyorsun?" dedi; çünkü kamera kayıtları vardı.
Sonra da, "Peki evi talan etmenin sebebi neydi?"
diye sordu. Katile kaçacak yer bırakmadı,
yağmadan, gasptan, bilerek ve isteyerek adam
öldürmekten yargılandı. Bu bir devrimdir, emsal
davadır.
* Yüzde 99'u seks işçisi olmak zorunda
diyorsunuz, ya o yüzde 1?
Aslında yüzde 1 lafın gelişi, ondan bile küçük
bir oran. Ben mesela, özel yeteneklerim,
becerilerim olduğu için değil, şanslı olduğum
için yırttım. Hoşlanmadığım bir açıklama var,
"Feminist ve sosyalist ideolojiyi tanıdıktan
sonra seks işçiliği yapmaktan vazgeçtim!" Yok
böyle bir şey. "Çok doluyum, donanımlıyım,
entelektüel birikimim var, artık seks işçisi
olmayacağım" Hadi ya! Ben şanslıydım, çünkü bir
adam geldi beni çekti çıkardı bu hayatın
içinden. Benim hikâyem budur...
.
Annem pipili bir kızı olduğunu hiçbir zaman
kabul etmek istemedi
* Sizin hikayeniz nerede başlıyor.
Şunu bir baştan anlatsanıza...
Doğma büyüme İstanbulluyum. Uluslararası
ilişkiler ikinci sınıftan terkim. Bir trans
arkadaşım, "Benimle oturabilirsin ama kadın
olmanın bir bedeli var. Hepimiz seks işçiliği
yapıyoruz, bununla baş edebiliyor olman lazım"
dediğinde, 20 yaşındaydım. "Amaaan bir sürü
güzel erkek var, bir de üzerine para alacağım"
dedim. O kadar genç ve salaktım ki, benim için
seks işçiliği, güzel erkeklerle flört etmekti.
Bir buçuk yıl böyle bir hayatım oldu. O kadar
güzeldim ki, mini eteğimle İstiklal'de yürürken,
yol ikiye ayrılırdı. Hopladım, zıpladım. Ne
kadar zor, bela bir şey olduğunun sonradan
farkına vardım.
* Ameliyata nasıl karar verdiniz?
O bir buçuk senenin sonunda...
* Herhangi bir tereddüt?
Yok, hayır. Deli gibi istiyordum. Hiçbir soru
işareti yoktu kafamda.
* Annenizi, babanızı? Hangisini ikna
etmek daha zor oldu?
Çocukken psikoloğa filan götürdüler, bunun
seçilebilecek bir şey olduğunu zannettiler.
Seçmeyeyim diye direndiler. Ama doktorlar dedi
ki, "Anneyle ilgili yapılması gereken şey var."
Çünkü ben kendimle barışıktım. Annemse bir türlü
oğlunun, pipili bir kız çocuğu olduğunu kabul
etmek istemiyordu. Sonra evden ayrıldım, biraz
daha kadınsılaşmaya başladım. Annem, eşcinsel
olarak, onlarla yaşayabileceğimi ama katiyen
kadın kılığına girmemem gerektiğini söyledi. Ama
bir süre sonra ona kadın kılığında dolaştığımı,
göğüslerimin olduğunu, artık geri dönülemez bir
yola girdiğimi anlattığımda, hemen ameliyat
olmam ve evlenmem gerektiğini söyledi. Annelerin
kafasındaki iffetli kadın-iffetsiz kadın ayrımı
çok keskin.
* Ve siz, paraları biriktirdiniz
ameliyat oldunuz öyle mi?
Evet evet, bir kısmını da bir arkadaşımdan borç
aldım.
* Çok acı çektiniz mi?
Yok ya, işin o kısmı, karnaval gibi! Bir maraton
koşmuşsun koşmuşsun, herkesi geride bırakmışsın,
çizgiyi geçiyorsun, muhteşem bir duygu. Ben
dikişlerimin ağrıdığını bile hissetmiyordum.
Zaten aynı ameliyatta göğüslerimi de yaptırdım,
adem elmamı da aldırdım. Yatmışken, "Hepsi
olsun!" dedim.
* Aileniz?
Onlar yanımda değildi, kızmıyorum,
yargılamıyorum. Anlıyorum onları. Bana doktorum
şöyle bir şey söyledi, "Bu
ameliyatlar tıp fakültelerinde öğretilen
ameliyatlar değil. Bunlar, doktorların
kendilerini geliştire geliştire ustalaştıkları
operasyonlar." Ben doktorumdan çok
memnun kaldım. Benim vajina fetişim vardı, pembe
kimlik filan umurumda değildi, sonunda istediğim
olmuştu. Gerçi doktoruma dedim ki, "Ben sizden
kolumu çıkarıp, onun yerine bir bacak takmanızı
istiyorum. O bacakla da koşmayı hayal ediyorum."
Güldü ama inanır mısın yaptı...
* Sizinki kadınlarınkiyle aynı mı?
Görünüşü aynı. Ama mukoza olmadığı için ıslanma
yok, kayganlaştırıcı kullanmak gerekiyor. Ama
tamamı cildimden, özellikle de penis derimden
yapıldığı için çok duyarlı ve hassas.
* Ameliyattan sonra mı sizi bu hayattan
çekip alan adamla tanıştınız ve evlendiniz...
Hayır, hayır. Ameliyattan sonra, seks işçiliğine
bir süre daha devam ettim. Ama tuhaf bir şekilde
benim için eğlence bitti, artık bu işi yapmak
istemiyordum. İş de adamlar da çirkin
geliyordu...
* Penisiniz varken ne fark vardı?
Galiba şu: Hâlâ 'pasif' taraf olsam da, penisim
varken benim de bir 'iktidar'ım var diye
düşünüyordum herhalde. Evet, cinsiyetçi bir
bakış açısı ama ameliyattan sonra, "Başka bir iş
alternatifi olabilir mi?"yi sorgulamaya
başladım. Allah'tan ilk çığlık attığımda biri
tuttu elimi: Orhan. Büyük aşk, evlendik.
* Eşiniz sizden daha mı cesurdu?
Kesinlikle! İlk zamanlar anlamadım tabii,
küçücük bir kızdım. Fakat zaman içinde Orhan'ın
değerini ve farkını anladım. Birlikte 16-17 yıl
geçirdik. Orhan, Zaza'ydı, eski devrimcilerden.
Benden 10 yaş büyüktü, ultra ultra bir adam. Bir
kadının karşısına ya bir kere çıkacak ya da hiç
çıkmayacak biri.
* Heteroseksüel bir erkeğin, trans bir
kadına ilgi duyması için, onda da mı eşcinsel
bir eğilim olması lazım?
Alakası yok. Penisli bir kadın olsaydım, bu söz
konusu olabilirdi. Ama benim sonradan inşa
edilmiş olsa da bir vajinam var. O yüzden kocama
eşcinsel denilemez. O, beni gerçekten sevdi. 16
yılın sonunda, elimi tuttuğunda, hâlâ
kulaklarına kadar kızarıyordu.
* Niye geçmiş zaman kullanıyorsunuz?
Geçen yıl kaybettim. Bir kalp krizi.
* Aaa çok üzüldüm...
Evet, toparlamaya çalışıyorum kendimi. Haklarım
için mücadele etmeyi, ben ondan öğrendim. Onun
anısına hayata asılmaya ve vazgeçmemeye
çalışıyorum.
İçimizde şahane görünenler de var çok acayip
görünenler de
* Normal kabul edilmemenin altında
Allah'ın verdiği cinsiyeti değiştirmek, buna
cüret etmek, kalkışmak, gibi bir şey olabilir
mi?
- Bilmiyorum. Translığı, din üzerinde açıklamaya
kalkışmak yanlış. Çünkü ikisi, hiçbir yerde,
uzayda bile bir araya gelmemesi gereken iki
farklı konu. Ama Humeyni İslam Devrimi'nde,
İran'da, "Aslolan ruhtur, beden ruhu takip eder"
diyor ve İran'da transeksüel ameliyatları
başlıyor. İzin veriyor. İran'ın transeksüel
ameliyatların yasallaştırması bizden öncedir.
Onlar, eşcinselliğin İslam'a başkaldırı olduğunu
söyler, transeksüellere karşı değildir. Film
festivaline ilginç bir İran filmi geldi, gay
olduğu halde ameliyata zorlanan birinin trajik
hikayesi. Halbuki o, erkek bedeninde kalmak
istiyor, ama İran'da yaşayabilmek için
transeksüel oluyor, sistem onu buna zorluyor...
* Bütün bu anlattığınız şeyler, çok çok
zor. Kafadan dışlanmak demek. İnsan bunu nasıl
tercih eder? Nasıl gider ameliyat olur? Toplum
seni hiçbir zaman onaylamayacak!
Böyle planlayamıyorsun ki. O duygu içinden
taşıyor, kendine engel olamıyorsun.
Transeksüellik inan böyle bir şey. O yüzden de
içimizde şahane görünenler kadar çok acayip
görünenler de var. Her çeşidimiz var. "İleride
ne olur? Ben dışlanır mıyım? Toplum bana
ayrımcılık uygular mı?" bunların hiçbirini
düşünmüyorsun. Ruhunun peşinden gidiyorsun.
* Ruhu tamamen kadın olduğu halde,
pipisi olanlar ne kadar acı çeker?
Etrafındaki transeksüeller "Ameliyat ol" diye
baskı yapmazlarsa, şahane mutlu bir hayat
yaşayabilirler. Çok heteroseksüel görünen bir
ülke olmamıza rağmen, Türk erkekleri penisli
kızlardan hoşlanıyor.
* Aslında ruhu kadın ama pipisi var ve
kadınlarla cinsel ilişkiye girebiliyor, bu nedir
şimdi?
Bazıları hem aktif hem pasif, kişiye, müşteriye
ve talebe göre değişiyor.
* Neden biri kestiriyor, biri
kestirmiyor. Birinin parası var, diğerinin yok.
Bu mu?
Ameliyatların prosedürleri çok uzadı ve arttı.
Ayrıca da pahalı. Üstelik dediğim gibi, trend
artık kestirmeme.
* Ali Nihat Mındıkoğlu'ndan bu yana
neler değişti?
Çok iyi bir doktordu aslında. Ama o yıllarda bu
operasyonların sistemi hâlâ yerleşmemişti.
Arkadaşlarımdan biri 17 yaşındayken, babasından
para çalıyor ve soluğu Mındıkoğlu'nda alıyor. O
da arkadaşımı ameliyat ediyor. O zamanın
teknolojisinde ameliyattan sonra, içinde uzun
bir süre protez taşıman gerekiyordu, kapanmasın
diye. Baba durumu öğreniyor, müdahale ediyor,
protezi çıkarıp camdan aşağı atıyor kapansın
diye. Hırsını alamıyor, üstüne Mındıkoğlu'na
dava da açıyor, işte o, son ameliyatı oluyor.
Oysa ameliyat kalitesi açısından en iyilerinden
biriydi.
* Siz bunca yıldır transların sözcüsü
olmak için mi Kadın Kapısı Vakfı'nda
çalışıyorsunuz?
Hiç öyle iddialarım yok. Orhan'la birlikte
olmaya başladıktan sonra önümde kocaman bomboş
sayfalar açıldı. Bu vakfı buldum. Önceleri
gönüllüydüm. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve
AIDS'in önlenmesi konularında çalışıyordum, saha
görevlisiydim. Sonra vakıf, benden sürekli
çalışmamı istedi.
HİNDİSTAN'DA TANRI'SINIZ
* Dünyada transların sorun yaşamadığı
bir yer var mı? Hani şu ülkede çok iyi şartlarda
yaşıyoruz gibi...
Hayır, bir trans için cennet yok. Hindistan'da
Tanrı'sınız, onu saymıyorum tabii, Hicra
oluyorsunuz.
* Nasıl yani?
Penisini felaket bir şekilde kesiyorlar. Seni
resmen kastre ediyorlar, anestezi filan
vermeden, sen de debeleniyorsun, kanıyorsun
kanıyorsun... Bayılmayasın, kendinden
geçmeyesin, ölmeyesin diye de seni sabaha kadar
tokatlıyorlar. Eğer şanslıysan ve ölmemişsen,
sabah güneşi doğduğunda yaranı kapatıyorlar ve
sonra senin kadın kanıyla dolacağına
inanıyorlar. Artık Tanrı'sın.
* Çok korkunçmuş...
Bir de Fransız Polinezyası'nda bir bölgede, çok
enteresan, aileler, kız gibi yetiştirecekleri
erkek çocukları seçiyorlar. Çünkü biliyorlar.
Oysa bizim ailelerimiz kör. Annem, en yakın
arkadaşımı teşhis edebildi. Adı Mehmet'ti,
ilkokul arkadaşım, "Bu çocuk çok kırmızı
yanaklı, çok kibar bir çocuk" dedi durdu. Ama
kendi çocuğuna katiyen konduramadı. Mehmet'in
ailesi de beni teşhis etti. Ve yasak koydular,
"Görüşmeyeceksiniz!" Ama kendi çocuklarından
habersizdi iki aile de. İşte Fransız
Polinezyası'nda sözünü ettiğim o bölgede, cinsel
konuda önyargılı olmadıkları için, çok erken
fark edip, bizim gibileri kız olarak
yetiştiriyorlar. Onları değişmeye zorlamıyorlar.
İLLA SEKS
İŞÇİLİĞİ YAPMAK
ZORUNDALAR MI?
Yeni yeni
şöyle laflar
duymaya
başladım:
"700 liraya
maaşlı bir iş
bulsam da,
otelde
temizlikçilik
yapsam ya da
kasiyer olsam ya
da kahvelerde
fal baksam,
başıma ağrımasa
polisten,
iblisten şundan
bundan..."
Yeni jenerasyon
değişiyor.
Üniversitelerde
ameliyat
geçirmiş,
kimliği Milli
Eğitim'in
izniyle gizlenen
5-6 kızımız var.
Zaten seks
işçiliği de,
artık kendi
tarihsel
miyadını
dolduruyor.
İnsanların sekse
para ödediği
zamanları geride
bırakıyoruz.
Anadolu'da belki
hâlâ, bir
erkeğin ilk
cinsel deneyimi
genelevde
yaşaması
gerekiyor. Ama
genel olarak
'paralı seks'
azalıyor. Artık
en asosyal adam
bile internet
sayesinde
birilerini bulup
cinsel birleşme
yaşıyor...
www.travestiistanbul.net
2012 tüm hakları saklıdır (azranil) travesti
transeksüel
GÜNÜN SÖZÜ - bu benim hayatım
|